İlkokuldaki ilk günüm ;
Titrek bakışlı ağlaşan çocuklar arasında ilkokula başlamayı kendi seçen bir minik olarak sevinçlice benden büyük kardeşimin her sabah gittiği o mekana -okula- girdiğimi hatırlıyorum.
İlk onunla karşılaştım ;
En çok o ağlıyordu !
Gözleri korkudan kocaman açılıyor , annesi susturamıyordu.
O en arkadaki sıraya oturdu.Ders zili çaldığında zille birlikte titrediğini hatırlıyorum.
Annem beni bırakıp gitti , zaten kardeşim benimle aynı okula gidiyordu, sakindim , mutluydum.
Birden içimdeki dürtü beni arka sırada ağlayan çocuğun yanına itti.
Adı Murat idi. Üç numara saçları ile birlikte gözlerini kapıya dikmiş öğretmenin gelişini bekliyordu.Ağlamaktan siyah önlüğü üstündeki Beyaz yakalığı ıslanmıştı. Bu arada annesi de gitmişti.
Ve işte hayatımın pişmanlığı diyebileceğim bir olay o anda oldu ;
Gültepede yetişmiş bir P.ç gibi korkak bir çocuğu dahada korkutmanın müthiş bir mahalle çocuğu izlenimi ile yanına yaklaşıp;
"Öğretmen kürsüye gelince seni dövecek" dediğimi hatırlıyorum.
-Böyle bir korkuyu ilk kez bu kadar yakından görme şansım oluyordu , hayranı oldum sanırım , yada bir güce itaat ettiğini düşünüp bunun ben olmam gerektiğini düşündüm.İtaat ettiğin şey seni ağlatırdı Mesela; Anne Baba vs.
Bilmiyorum iç güdülerim ile davrandım işte.
Murat'ın Gözleri daha da büyüdü. Ağlamadı ama içine yuttuğu belliydi.
Ben en ön sırama geçip öğretmeni beklerken Öğretmen içeri girdi;
"Merhaba çocuklar"
Bildik yatıştırma kelimeleri ederken bir anda ani bir hareketle kürsüye geçti!!!
Evet, o an bu an.
Bir insanın hayatı boyunca kaderini etkileyecek o an bu andır ve kendimi hiç bir zaman affetmeyeceğim andır :(((
sınıftaki arka pencere açıktı ve birden müthiş bir koku odaya tenefüs etti.
Öğretmen sanırım bu tür durumlara karşı tecrübeli bir şekilde;
"Çocuklar tuvaleti gelen var mı?" dedi.
Kim sıçtı? dememeliydi tabi..
Halbuki çocuklardan birisi düpedüz altına sıçmıştı.
Daha önce böyle taze bir koku hissetmemiştim , tuvaletimi yapar yapmaz tuvaletten çıkardım.
Sanırım ilerki zamanlarda anladım sıçan arkadaş yumurta yemişti,zira bu kokuyu o yaşlardan bu yaşlara kadar hafızamda korumam ilginçtir.
Derken kokunun arka taraftan geldiğini farkettik,kim yaptı diye artık Öğretmende tek tek burnunu çocukların poposuna götürüyordu ve bir anda onda durdu araştırma.
murat !!!!
Murat benim verdiğim o korku ile hoca kürsüde iken yapmış işte . :((
ve...
Bütün çocukların güldüğünü ve ağızlarına ve burunlarına ellerini götürüp sınıftan çıktıklarını hatırlıyorum.
Avazının çıktığı kadar ağlayan Murat sessizce oturuyor ve hiç ses çıkarmadan gözlerinden yaşlar süzülüyordu.:(((
Kıpkırmızı idi. İşkence çektiği belli idi. Bu yaşta bu acı neden idi ?
Öğretmen onu tuvalete götürürken sınıfta bir tek ben kalmıştım,
bana 0,5 sn kadar baktı!!!
"Hayatımı değiştirdin der gibi !!!"
- Çok üzgünüm Çooooooook.:(((((((
Demek isterdim. Ama Ona şaşkın bir şekilde bakakaldım işte...
O günden sonra orta okula kadar beraber okuduk,
Hiç bir zaman tenefüste dışarı çıkmadı, aynı mahallede takıma bile alınmadı.
Zira o altına sıçmıştı.Beceriksizdi işte.
Hoca orta okula kadar onu sözlülere çıkartmazdı sanırım yine korkusundan dolayı ön tedbir amaçlı!!
Halbuki o bir çocuktu :((
Her sene aramıza yeni katılan çocuklara bu olayı anlatmak için
-hele bide çocuk zengin ise yalaka takımları çocuğu ablukaya alıp;
"Biliyomusun su arka sıradaki altına sıçmıştı", deyip ben buraların en eskisiyim havası atıyorlar idi.
Muratın ise yüreği inciniyor idi.
Hayatının geri kalanını etkilediğine yakından tanık olduğum bir olay ,beni halen geceleri onun rüyalarını gösterecek kadar pişmanlığa boğuyor.
İçim daralıyor.
Onun için Ağlayasım geliyor.
Çok üzgünüm Murat Çooook.
:(
0
1
2
2
1
4
3
Mektup
Yüzbaşı içtimada buyurdu " Herkes yakınlarına mektup yazsın !"
kime yazacaktım düşündüm durdum, Sanırım askerlere sosyal proje idi.
Hergün konuştuğum anne babam olamazdı,
Tabi diğer erler ailelerine bildiğimiz klasik cümlelerde mektuplar yazdırıyordu.Ben yazıcı odasındaydım.
Yağmurun sesi ile birlikte iç karartıcı o yalnız karamsar halimle çocukluğum aklıma geldi,
Ayşe teyze elimden tutardı yağmurlu havalarda sanki güneş çıkınca yere düşmeyecektim. -güneş insanoğluna güven veriyor işte- Aklıma geldi Ayşe teyze.
Ayşe teyze ben 5-6 yasımdayken bana gültepede bakan bir ortayaşlı teyze idi Ailemi ve bizi çok severdi,
Annem işbankasında babam fabrikada çalışırken büyüklerde okuldayken bana o bakardı.
sabah alır akşam bırakırdı yaklasık 2 sene kadar.
İşin ilginci o dar sokaklı gültepe sokaklarındaki ilginç insanları hiç unutmadığım.
Üst kattaki gazeteci fahriye abla-ki ben tuvalette ıkınırken hep o daktilo sesleri aşşağıya gelirdi , Çok tuhaf olurdum hiç görmediğim bir aletti o ama sesini hep duyardım.
Oğlu şimdiki roman yazarı eski şair (şafak türküsünün yazarıdır) Nevzat ağabey bir gün gelip onu alan polisler ve daha bir çok olay aklımın derinliklerinde takılıdır ve Nevzat Abinin davasına ortak bir hayat için cabalamış ve avukat olmuş ağabeyi , onun büyüğü dergi fotoğrafcısı abi, vs.
O zamanlar kaliteli insanlar yaşarmış. Saklanmak için sistemden bu tip yerlerde otururlarmış , sonradan anladım. Otoriter cehalet bu tip gerçek ve kralın çıplak olduğunu söyleyen insanları itermiş. .....ist diye.Çok bilmek Çoğunluk olmadıkça hep acı vermiş. Evlerindeki kitapları hatırlarım , bavullar dolusu..
Mahallenin isminide hatırlıyordum. Ferah mahallesi...
Sabahları saat erkenden dışarı çıkar top oynardık ,babam vardiyalı işçi olarak sabah işten gelirdi ben kaleci olurdum bir kilimim vardı onu kalenin önüne serer kale önündeki kilimin üstünde ilkbahar güneşinin ılıklığı ve yeni doğmuş hali ile büyük kavak ağacı hışırtısı eşliğinde yatıp uyurdum uykulu halimle. Babam elindeki poşetlerle uyandırırdı. Zaten gol atmak ve kural bilmek yoktu o zaman , eğlence işi idi futbol.Kazanmak işin içine sonra girdi!
Sabah eve girip sıcak yatakta derin bir uykuya dalardım 12 ye kadar.
pazar sabahları erken kalkardık,herkes evde olurdu.
İşte o mahallenin tatlı teyzesine yazdım mektubumu ,askerliğimin bitimine 2 hafta kala, cevap geldimi ellerine ulaştımı bilmiyordum.
zaten görmeyeli 22 yıl olmuştu , hayattamıydı onuda bilmiyordum ya.
Ama yazdıklarım biraz duygulu idi , komutanlar giden mektuplar içindekilerden benimkini eminim okuyunca şaşırmışlardır , zira o günden sonra bir sanatcı yada siyasetci gibi saygı gördüğümü hissettim.Duygu ile ruhları para ile insanları demişler.
Derken askerlik bittikten 1 yıl sonra Aynı odada görev yaptığım arkadaş bana bir email yollamış, geçenlerde hotmail i karıştırırken rastlantı eseri farkettim silinmiş oğelerde , sanırım virüs diye okumadan silmişim.
Bir bakayım dedim , ne göreyim ! ;
kime yazacaktım düşündüm durdum, Sanırım askerlere sosyal proje idi.
Hergün konuştuğum anne babam olamazdı,
Tabi diğer erler ailelerine bildiğimiz klasik cümlelerde mektuplar yazdırıyordu.Ben yazıcı odasındaydım.
Yağmurun sesi ile birlikte iç karartıcı o yalnız karamsar halimle çocukluğum aklıma geldi,
Ayşe teyze elimden tutardı yağmurlu havalarda sanki güneş çıkınca yere düşmeyecektim. -güneş insanoğluna güven veriyor işte- Aklıma geldi Ayşe teyze.
Ayşe teyze ben 5-6 yasımdayken bana gültepede bakan bir ortayaşlı teyze idi Ailemi ve bizi çok severdi,
Annem işbankasında babam fabrikada çalışırken büyüklerde okuldayken bana o bakardı.
sabah alır akşam bırakırdı yaklasık 2 sene kadar.
İşin ilginci o dar sokaklı gültepe sokaklarındaki ilginç insanları hiç unutmadığım.
Üst kattaki gazeteci fahriye abla-ki ben tuvalette ıkınırken hep o daktilo sesleri aşşağıya gelirdi , Çok tuhaf olurdum hiç görmediğim bir aletti o ama sesini hep duyardım.
Oğlu şimdiki roman yazarı eski şair (şafak türküsünün yazarıdır) Nevzat ağabey bir gün gelip onu alan polisler ve daha bir çok olay aklımın derinliklerinde takılıdır ve Nevzat Abinin davasına ortak bir hayat için cabalamış ve avukat olmuş ağabeyi , onun büyüğü dergi fotoğrafcısı abi, vs.
O zamanlar kaliteli insanlar yaşarmış. Saklanmak için sistemden bu tip yerlerde otururlarmış , sonradan anladım. Otoriter cehalet bu tip gerçek ve kralın çıplak olduğunu söyleyen insanları itermiş. .....ist diye.Çok bilmek Çoğunluk olmadıkça hep acı vermiş. Evlerindeki kitapları hatırlarım , bavullar dolusu..
Mahallenin isminide hatırlıyordum. Ferah mahallesi...
Sabahları saat erkenden dışarı çıkar top oynardık ,babam vardiyalı işçi olarak sabah işten gelirdi ben kaleci olurdum bir kilimim vardı onu kalenin önüne serer kale önündeki kilimin üstünde ilkbahar güneşinin ılıklığı ve yeni doğmuş hali ile büyük kavak ağacı hışırtısı eşliğinde yatıp uyurdum uykulu halimle. Babam elindeki poşetlerle uyandırırdı. Zaten gol atmak ve kural bilmek yoktu o zaman , eğlence işi idi futbol.Kazanmak işin içine sonra girdi!
Sabah eve girip sıcak yatakta derin bir uykuya dalardım 12 ye kadar.
pazar sabahları erken kalkardık,herkes evde olurdu.
İşte o mahallenin tatlı teyzesine yazdım mektubumu ,askerliğimin bitimine 2 hafta kala, cevap geldimi ellerine ulaştımı bilmiyordum.
zaten görmeyeli 22 yıl olmuştu , hayattamıydı onuda bilmiyordum ya.
Ama yazdıklarım biraz duygulu idi , komutanlar giden mektuplar içindekilerden benimkini eminim okuyunca şaşırmışlardır , zira o günden sonra bir sanatcı yada siyasetci gibi saygı gördüğümü hissettim.Duygu ile ruhları para ile insanları demişler.
Derken askerlik bittikten 1 yıl sonra Aynı odada görev yaptığım arkadaş bana bir email yollamış, geçenlerde hotmail i karıştırırken rastlantı eseri farkettim silinmiş oğelerde , sanırım virüs diye okumadan silmişim.
Bir bakayım dedim , ne göreyim ! ;
Hayatımın Yarısı
Geçenlerde yatak ile ilgili araştırmalarım sonucu iyi bir yatak firmasının ürünü olan model için mağazaya gittim;
Mağazadan içeri girip sırt ağrımın olduğunu ve iyi bir yatak almak istediğimi 28 yıldır bu sıkıntıyı çekdiğimi söyleyince , aslında benimde farkında olmadığım bir dip not ile karşılaştım;
“Hayatınızın yarısını iyi değerlendirememişsiniz” dedi. Bir anda şok oldum, benim gibi kendine önem veren biri bunu nasıl anlamamış dedim.
Ve yatakların en iyisini gösterdi, dur dedim.
Gerçekten üzerine yatar yatmaz sokakta yatıyormuşçasına yıllarımın heba olduğunu düşündüm.
Bu cümle beni etkiledi, uyurken bile uyumamak gerektiğini anladım.
Uykunun çok önemli bir süreç olduğunu fark ettim. Nasıl olurda bunu fark etmediğime hayret ettim.
Kararımı verdim.
Ve uyurken çocuk yaşlarımdaki o güneşe zor zar bakan kendimin mutlu rüyalarını görüp, annemin elime tutuşturduğu içi peynir ve hıyar dolu ekmekle sokağa koşuşumu hiç uyanmadan sanki gerçekmiş gibi görüyorum.
Zira vücudumu uyaramayacak bir yumuşaklıkla yaysız lâteks bir yatak;
Havada yer çekimsiz bir uyku gibi,
Yatağa girip manasızca gülebilmeyi, hayatımın göremediğim kısmını fark etmemi sağladı.
Aslında çok (1300 TL) ucuza hayatımın yarısı değişti.Yada geri kalan çeğreği:(
Mağazadan içeri girip sırt ağrımın olduğunu ve iyi bir yatak almak istediğimi 28 yıldır bu sıkıntıyı çekdiğimi söyleyince , aslında benimde farkında olmadığım bir dip not ile karşılaştım;
“Hayatınızın yarısını iyi değerlendirememişsiniz” dedi. Bir anda şok oldum, benim gibi kendine önem veren biri bunu nasıl anlamamış dedim.
Ve yatakların en iyisini gösterdi, dur dedim.
Gerçekten üzerine yatar yatmaz sokakta yatıyormuşçasına yıllarımın heba olduğunu düşündüm.
Bu cümle beni etkiledi, uyurken bile uyumamak gerektiğini anladım.
Uykunun çok önemli bir süreç olduğunu fark ettim. Nasıl olurda bunu fark etmediğime hayret ettim.
Kararımı verdim.
Ve uyurken çocuk yaşlarımdaki o güneşe zor zar bakan kendimin mutlu rüyalarını görüp, annemin elime tutuşturduğu içi peynir ve hıyar dolu ekmekle sokağa koşuşumu hiç uyanmadan sanki gerçekmiş gibi görüyorum.
Zira vücudumu uyaramayacak bir yumuşaklıkla yaysız lâteks bir yatak;
Havada yer çekimsiz bir uyku gibi,
Yatağa girip manasızca gülebilmeyi, hayatımın göremediğim kısmını fark etmemi sağladı.
Aslında çok (1300 TL) ucuza hayatımın yarısı değişti.Yada geri kalan çeğreği:(
KRİZ
Kalabalıklar kala kaldı
insanlar dibinde bitti
ağaçlar oksijenden
insanlar sevgiden ,hayvanlar aleminden güç buldu,
bağaracaklar baharı
bu bir güz sancısı
dönecek yoluna özgür hür dünya,
yaratıldığı gibi çıplak , nazım gibi gerçek bir dünya.
içeriler dışarda , parmaklıklar dışarıya,
görmediğin bildiğim bir rüyanın gerçeğe dönüşüne dönen dünya.
kim haklı kim haksız demeden,
asılan yolcular..
denizimden ötürüdür maviler ,
ilk yolculara bilet pahalı idi.
artık her şey bedava.
aç olsun dünya ,
çalışmak artık sevgilere paha....
insanlar dibinde bitti
ağaçlar oksijenden
insanlar sevgiden ,hayvanlar aleminden güç buldu,
bağaracaklar baharı
bu bir güz sancısı
dönecek yoluna özgür hür dünya,
yaratıldığı gibi çıplak , nazım gibi gerçek bir dünya.
içeriler dışarda , parmaklıklar dışarıya,
görmediğin bildiğim bir rüyanın gerçeğe dönüşüne dönen dünya.
kim haklı kim haksız demeden,
asılan yolcular..
denizimden ötürüdür maviler ,
ilk yolculara bilet pahalı idi.
artık her şey bedava.
aç olsun dünya ,
çalışmak artık sevgilere paha....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

